Numan Kurtulmuş: Kılıçdaroğlu grupta konuşabilir
gündem

Numan Kurtulmuş: Kılıçdaroğlu grupta konuşabilir

13:43

Numan Kurtulmuş: Kılıçdaroğlu grupta konuşabilir

Son Güncelleme: 06.06.2026 16:35 Kurtulmuş, CHP'ye kendi meselesini halletmesi için destek vermeye hazır olduklarını da kaydetti. TürkiyeBüyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, gündemde yer alan konulara ilişkin açıklamalarda bulundu,CHP'deki grup toplantısı düğümüne geniş yer ayırdı. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin, yani istinafın "mutlak butlan" kararı sonrası CHP'deKemal Kılıçdaroğluile Özgür Özel arasında gerilim yaşanmış, taraflar arasındaki son tartışma Meclis'teki grup toplantısının hangi isim tarafından düzenleneceği olmuştu. Kılıçdaroğlu, “mutlak butlan” kararı sonrası CHP Genel Başkanlığı'na döndükten sonra ikinci bir talimata kadar grup toplantısı düzenlenmeyeceğini duyurmuş, ancak CHP Grup Başkanı seçilen Özgür Özel buna rağmen 2 Haziran'da kürsüye çıkmıştı. 9 Haziran'da ise grubun Kılıçdaroğlu tarafından toplanması bekleniyor. “CHP'DEKİ GELİŞMELERİ ÜZÜLEREK TAKİP EDİYORUM” Kurtulmuş, Finlandiya ve İsveç ziyareti dönüşünde gazetecilerin bu konudaki sorularını yanıtladı. NTV Diplomasi Muhabiri Deniz Kilislioğlu, Kurtulmuş'un gazetecilere yaptığı açıklamaları aktardı. Numan Kurtulmuş, CHP'deki grup toplantısı tartışmasına ilişkin geçmişteki uygulamalardan örnekler verdi, içtüzüğü anımsattı. Kurtulmuş, CHP'de mutlak butlan kararı sonrası başlayan tartışmanın çözüm yerinin Meclis olmadığını söyledi. CHP içindeki gelişmeleri üzülerek takip ettiğini söyleyen TBMM Başkanı, "Meclis Başkanı olarak da içlerindeki bu konuların tarafı olmamaya büyük özen gösteriyorum ilk andan itibaren. Dikkat ederseniz fazla konuşmuyorum, sözlerimi de son derece dikkatli seçmeye çalışıyorum." dedi. "Nihayetinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, bu konularda Meclis İçtüzüğü ve partilerin grup iç yönetmelikleriyle sınırlıdır." ifadelerini kullanan Kurtulmuş, "Oradan gelecek yazılara göre biz kararlarımızı almak durumundayız." şeklinde konuştu. "GENEL BAŞKANLAR PARTİSİNİN GRUP TOPLANTISINDA KONUŞABİLİR" Ortada hem CHP Genel Merkezi hem de CHP Grup Başkanlığı'ndan gelmiş yazılar olduğunu söyleyen Numan Kurtulmuş, şöyle devam etti: "CHP Meclis Grup Başkanvekillerinin imzasıyla Grup Başkanı olarak geçen hafta Sayın Özel grup toplantısı yaptı. Aynı şekilde önümüzdeki yasal mevzuat çok açıktır ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı ya da herhangi bir partinin genel başkanı da kendi partisinin grup toplantısında konuşma yapabilir, bunu önleyecek hiçbir madde yok. Dolayısıyla biz buna göre hareket etmek durumundayız." Geçmişte de benzer uygulamalar olduğunu anımsatan Kurtulmuş, şunları kaydetti: "- Sayın Murat Karayalçın, Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı ama milletvekili değil. Sayın Karayalçın’a rağmen Aydın Güven Gürkan Meclis Grup Başkanı olarak seçiliyor. Bu konuyla ilgili nasıl hareket edileceğine ilişkin o zamanki TBMM Başkanı rahmetli Cindoruk'a soruluyor. Cindoruk da biz “Meclis Başkanlığı olarak bir partinin iç işlerinde taraf değiliz” diye çok açık bir şekilde konumunu belli ediyor ve orada hem grup başkanlığından gelen yazıyı kabul ediyor hem de o zamanki Sayın Genel Başkan Murat Karayalçın meclis grubunda konuşma yapıyor. - Meclis Başkanlığı açısından konu dün de açıktı, bugün de açıktır. Çok az sayıda da olsa bazı siyasi yorumcular, Meclis Başkanlığını bu konunun tarafı yapmaya kalkmasınlar. Bu meselenin çözüm yeri Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğidir. Burada Meclis Başkanlığı olarak bizim mevzuat, kanunlar, kararlar çerçevesinde bir katkımız olacaksa samimiyetle Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi meselesini halletmesi için destek olmaya hazırız." TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ: ADIMLARIN ATILMASI LAZIM Gazeteciler Numan Kurtulmuş'a terörsüz Türkiye sürecine ilişkin sorular da yöneltti. Kurtulmuş bu konuda da önemli açıklamalarda bulundu. Meclis'te kurulan komisyonun ortaya bir rapor çıkardığını ve bu rapor etrafında bir ittifak olduğunu kaydeden Kurtulmuş, "Bu mutabakatın gereğinin yapılması lazım. Benim de şahsi kanaatim, demir tavında dövülür diye bir tabirimiz var. Mesele bu noktaya gelmişken, bölgesel şartlar ve Türkiye'nin siyasi dengeleri de fevkalade olumlu bir atmosfer oluşturuyorken bu adımların atılması lazım ki kimseye mazeret kapısı açık bırakılmasın." dedi. “İMRALI'NIN İRADESİNİN DIŞINDA CİDDİ BİR GECİKME OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ” Söz konusu raporda kritik eşiğin terör örgütünün silah bırakması olduğuna vurgu yapan Kurtulmuş, Süleymaniye'de silahların yakılmasının değerli ancak sembolik olduğunu belirterek şunları kaydetti: "- Eğer ondan sonra örgüt, üzerine düşen sorumlulukları hızlı bir şekilde yerine getirmeye devam etseydi zaten bu iş çoktan bitmişti, yasal düzenlemelerin hepsi yapılmış olurdu. Dolayısıyla burada silahların bırakılması, teslimi konusunda İmralı'nın iradesinin dışında da ciddi bir gecikme olduğunu görüyoruz. Ümit ederim ki buradaki gecikme bir an evvel kaldırılır. Direnç varsa, örgüt bu direncini artık tamamen kaldırır ve adımlar atılır." Meclis Başkanı, devam eden savaşlardan iç siyasete birçok başlıkta önemli mesajlar verdi. Kurtulmuş'un gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar şöyle: SORU: NATO ülkelerinin tamamının meclis başkanları geliyor mu? Şu ana kadar hepsi teyit etmedi ama 20'nin üzerinde meclis başkanı katılacağını bildirdi. Daha vakit var, muhtemelen son ana doğru katılacak meclis başkanı sayısı artacaktır. SORU: İsveç Kralı Carl XVI. Gustaf ile nasıl bir görüşmeniz oldu? Çok samimi bir görüşme gerçekleştirdik. Yaklaşık 40 dakika sürdü, bu daTürkiye’ye verdiği önemi gösteriyor. Hem ikili ilişkileri hem bölgesel konuları hem Avrupa’nın geleceğiyle ilgili konuları hem de dünyanın geleceğiyle ilgili konuları, özellikle Birleşmiş Milletlerin fonksiyonsuz hale gelmesi gibi başlıkları değerlendirdik. Büyük oranda müşterek fikirlere sahip olduğumuzu gördüm. İyi bir görüşme oldu. SORU: Türkiye’nin etrafında ve küresel ölçekte yaşanan krizleri onlar da derinden hissediyor mu? Bu konuda neler gözlemlediniz? Bu konu İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsündeki yuvarlak masa toplantısının soru cevap kısmında gündeme geldi. Türkiye, şu anda dünyayı yakından ilgilendiren hangi küresel sorun varsa hepsinin fiziki, fikri ve siyasi olarak tam ortasında yer alıyor. Dolayısıyla Türkiye, bu sorunların hiçbirine uzak duramaz, bigâne kalamaz. Bu nedenle sorunların hepsiyle ilgili Türkiye'nin ne düşündüğünü öğrenmek istiyorlar. Mesela Suriye'nin yeniden yapılanmasında Türkiye ne düşünüyor? Suriye'de ne oluyor, hangi denge nasıl oluşuyor, Türkiye bu kadar farklı dengeleri nasıl bir arada tutuyor, bunların hepsini merak ediyorlar. Mesela Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye arasındaki ilişkiler nasıl şekillenecek? Orada bir şeyler oluyor ve doğrudan Türkiye'yi ilgilendiriyor. Rusya-Ukrayna savaşı Türkiye'yi zaten başından beri ilgilendiriyor. Doğu Akdeniz'deki gelişmeler de aynı şekilde ilgi alanımızda. Bu bölgelerin hepsiyle ilgili Türkiye'nin bir tutumu, kararlığı var ve millî bir perspektifle yönetmek durumunda olduğu dış politika ilişkileri var. Amerika-İsrail/İran savaşında da aynı durum söz konusu. Zaten Filistin meselesi konusunda bir kere daha gördük ki, Filistin davasının en önemli savunucusu Türkiye. Herkes bu durumu kabul ediyor ve Filistin'in geleceği konusunda ne düşündüğümüzü de takip ediyorlar. Bunlar tabii ki çok değerli şeyler. Artık öyle bir noktaya geldik ki hele hele Türkiye için dış politika sadece belli kurumlar aracılığıyla yapılacak bir iş değil. Bu arada parlamenter diplomasi de bu sebeple çok öne çıkıyor; daha da öne çıkacak. Parlamenter diplomasinin ağırlığını daha fazla artıracağız. Çünkü bu çalışmalar Türkiye için millî bir vazife hatta zorunluluk. SORU: Finlandiya Cumhurbaşkanının açıklamalarını gördünüz mü? Şöyle bir ifade kullanıyor. “Türkiye'ye AB yolu açılmalı. AB üye sayısı 40'a çıkmalı. Listede Türkiye'de olmalı. Güvenlik açısından olabildiğince Türkiye'ye yakın olmalıyız.” Bir konferansta bu ifadeleri kullandı. Sizinle görüşmeden sonra yaptı bu açıklamayı. İçeride bu konuda neler söyledi acaba? Sayın Stubb, Sayın Cumhurbaşkanımızın davetlisi olarak daha evvel Türkiye'ye gelmişti. Hakikaten oldukça entelektüel, siyasetçi kimliğinin dışında dünyadaki küresel gelişmeleri çok yakın takip eden ve sadece takip eden değil, yönlendirici fikirler üretebilen birisi. Ankara'daki görüşmemizde de çok samimi bir hava vardı. Hatta Ankara’dan uğurlarken dedi ki “Bu görüşmenin devamını mutlaka Helsinki’de yapmamız lazım.” Bu bakımdan Helsinki’deki görüşmemiz Ankara’daki görüşmemizin devamı oldu. Herkese olduğu gibi Batılı siyasetçilere de açık ve net konuşmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tüm görüşmelerimizde sadece diplomatik, karşılıklı gönül alma şeklinde cümleler değil, ne düşündüğümüzü çok açık ifade ediyoruz. Her iki ülkedeki toplantılarda da şunu dile getirdim. Avrupa bakımından yeni bir durum söz konusu. 2014'te Rusya'nın Kırım'ı ilhakıyla birlikte Avrupa Birliği’nin hiçbir şey yapamadığını, reaksiyon gösteremediğini; NATO'nun da yeterince bir tepki veremediğini gördük. Bu tarih Avrupa'nın genel olarak güvenliği konusunda en önemli tereddütlerin başladığı tarihtir. O günden bu yana endişeler derinleşerek devam ediyor. Trump'ın ikinci dönemine başlamasıyla birlikte Avrupa ile Amerika arasında, Avrupa'nın güvenliği konusunda ciddi ihtilafların ortaya çıktığı aşikâr. Dolayısıyla yeni perspektiflere ihtiyaç var. Aynı tezleri tekrarlamanın bir anlamı yok. Bunları çok net şekilde, açıklıkla söylüyoruz. Burada Avrupa'nın “Biz bize yeteriz” deme lüksü kalmamıştır. Avrupa'nın içine kapanma lüksü de kalmamıştır. Avrupa içerisindeki bütün ırkçılık, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı gibi Avrupa siyasetini rotasından çıkaran gelişmelere rağmen AB mutlaka genişleyerek kendisini korumak mecburiyetindedir. Genişlemeyi düşündükleri zaman ilk görecekleri yer Türkiye'dir. Finlandiya'da Cumhurbaşkanı Sayın Stubb’ın bunu da açıklıkla kabul ettiğini ve etrafına anlatmaya başladığını da gördüm. SORU: Ukrayna konusunda özellikle Trump’ın tavrı Avrupa'da güvensizlik yaratıyor duygusu oluştu mu görüşmelerde? ABD-AB ilişkilerine dair görüşlerime hiç kimse “Hayır, öyle değil” demedi. “Trump'ın özellikle ikinci döneminde Avrupa ile Amerika arasındaki görüş ayrılıkları NATO'yu da etkisizleştiriyor” cümlesini bilerek kullandım. SORU: Bu açıdan baktığınızda Türkiye'yi vazgeçilmez görme ihtimalleri var mı ilerde? Ne düşünüyorsunuz? SORU: Çünkü genel perspektifte yine eski kodlara dönüyorlarmış gibi bir durum var. Artık ne iki kutuplu dünya var ne tek kutuplu dünya var. Hiçbir ülke, hiçbir kıta, hiçbir bölge tek başına dünyayı yönetemez. Bu kadar açık bir gerçeklik var. Zaten bu kadar çatışmanın, kavganın ve gürültünün olmasının temel nedenlerinden birisi de bu. Ortaya çıkmaya başlayan çok kutupluluk dediğimiz hatta ben bu durumu çok merkezlilik kavramının daha doğru ifade ettiğini düşünüyorum, dolayısıyla çok merkezli bir dünyaya doğru gidiyoruz. Batılıların “orta güç” olarak tanımladığı ülkelerin ortaya çıkmakta olduğunu görüyoruz. Hiç şüphesiz Türkiye bunlardan birisi. Jeostratejik önemi, jeokültürel avantajları, tarihi birikimi ve potansiyeli itibarıyla Türkiye bu ülkelerden birisidir. Türkiye birçok ülke tarafından aranılan bir müttefik haline gelecektir. SORU: Avrupa'da bir lider sorunu olduğu da düşünülüyor, son yıllarda özellikle. Acaba Türkiye'nin Sudan'da, Somali'de, Libya’da yaptıklarını ciddi şekilde görebiliyorlar mı, anlayabiliyorlar mı? Siz nasıl görüyorsunuz bu durumu? Avrupa'da lider sorunu var. Önemli liderlerin dönemi özellikle Merkel’den sonra sona ermiş oldu. Kayda değer, çok etkili lider çıkartamıyor Avrupa siyaseti. Bu sonucun Avrupa siyasetinin doğasından kaynaklandığını düşünüyorum. Kendi içlerinde politik ihtilafları başarılı bir entegrasyon tecrübesi olan Avrupa Birliği’yle belli bir aşamaya kadar getirdiler, siyasi entegrasyonu sağladılar. Avrupa Parlamentosuyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi birçok kurumla… Ekonomik açıdan para birliğini büyük oranda temin ettiler. Ama ortak bir savunma gücüne bundan 20 sene evvel sahip olabilselerdi bugün çok köklü bir Avrupa kimliğinden bahsedecektik ve bu kimlik doğal olarak da Avrupa'nın tamamına liderlik yapabilecek siyasi figürleri çıkaracaktı. Bu kadar dağınık ortamda Avrupa’yı kapsayacak kuvvetli bir siyasi figüre de çok ihtiyaçları yok. Çünkü kendi aralarında fikirleri farklılaştı. Daha kötü gelişmeler de oldu... 20 sene evvel Avrupa için düşünülemeyecek birçok çıkış; örneğin aşırı sağın bu kadar yükselmesi, yabancı düşmanlığının ana akım siyasetleri bu kadar etkiler hale gelmesi, İslam düşmanlığının artması aslında Avrupa Birliği ülkelerinin “ortak sözlü anayasası” diyebileceğimiz değerler sisteminde büyük tahribatlara neden oldu. Dolayısıyla hem siyasi birliği gerektirecek siyasal birlik atmosferinde törpülenmeler oldu hem de toplumsal normlarda özellikle aşırı sağ akımlar Avrupa siyasetinin ana gövdesini büyük oranda tahrip etti. Rusya'nın Kırım'ı işgaliyle başlayan süreçte de bir tepki geliştiremedikleri için, sorunlara çözüm bulmakta Avrupa kıtasının çaresiz kaldığını düşünüyorum. SORU: Bu tablodan çıkabilirler mi? Söylediklerimi zaten kendi aralarında konuşuyorlar. Benim söylediğim kadar açık söylemiyorlar belki ama gidişatın farkındalar ve bu durumdan çıkmak için gayret gösteriyorlar. SORU: İsrail'in Lübnan'a, İran'a bu şekilde saldırmasının, Gazze'de bunları yapmasının Avrupa'nın güvenliğini de tehdit edecek hale geldiğini düşünüyorlar mı? Böyle bir şey hissediyorlar mı sizce? Avrupa'nın güvenliğini tehdit edecek bir algının oluştuğunu zannetmiyorum ancak bundan bir iki sene önce Gazze konusunda, Filistin konusunda, İsrail’in saldırganlığı konusunda konuştuğumuzda “Öyle diyorsunuz ama şunlar da var” diyerek mazeret üreten Batılı dostlarımızın artık bu mazeretleri eskisi gibi ifade etmediklerini görüyorum. Çünkü ortada açık bir saldırganlık ve soykırım var. Gazze topraklarında başlayan çok sert bir “apartheid” rejim uygulaması var. Lübnan'da fiili bir işgal var. Bunların hiçbirisinin Amerika ve İsrail'in İran'da başlattığı savaşla uzaktan yakından ilgisi yok. Burada İsrail artık giderek savunulamaz bir ülke konumuna geliyor. Netanyahu ve çetesinin tamamen yalnızlaşacaklarını düşünüyorum. SORU: Bu kadar savaş ortamında Türkiye’de peş peşe barış zirveleri yapılıyor. NATO Meclis Başkanları Toplantısı 28-29 Haziran’da İstanbul’da yapılacak. NATO Liderler Zirvesi ise bu sene 6-7 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek. Antalya’da COP31 toplantısı olacak. Dünya ölçeğinde 5-6 organizasyona Türkiye ev sahipliği yapıyor. Evet, ortalama bir Avrupa ülkesi bunlardan bir tanesini bir yılda ancak yapabilir. Bu da Türkiye’nin gücünü gösteriyor, algıyı çok olumlu hale getiriyor. Dışarda yeni bir perspektif sunabilen, bu kadar türbülansın ortasında istikrarı koruyabilen bir ülke olarak Türkiye’nin hem Rusya-Ukrayna hem de Amerika-İran gibi konularda arabuluculuk yapabilen, en azından uzlaştırmacı, fikir üretebilen bir ülke görüntüsü var, bunlar çok kıymetli. SORU: ABD-İsrail/İran savaşına rağmen son Parlamentolar Arası Birlik Toplantısına da rekor katılım olmuştu. PAB 152. Genel Kurulu, İst

Paylaş

İlgili haberler

Numan Kurtulmuş: Kılıçdaroğlu grupta konuşabilir — Haber — Tomruk Haber