
Türkiye ve Azerbaycan Baklava'yı Unesco'ya Ortak Tescil Ettirdi
Türkiye ve Azerbaycan, baklavanın UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine kaydedilmesi için ortak dosya sundu. Nihai karar Kasım sonunda Çin'de verilecek.
Türkiye ve Azerbaycan, baklavanın UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne kaydedilmesi için ortak başvuru dosyasını sundu. Tatlının hem "baklava" hem de "pakhlava" adlarıyla tescil edilmesi talep edilen dosya, 30 Kasım'dan 5 Aralık'a kadar Çin'in Xiamen kentinde gerçekleştirilecek 21. UNESCO Hükûmetlerarası Komite Toplantısı'nda değerlendirilecek.
Uzun yıllar Atina'nın "kültürel mirası" olduğu iddiasıyla tartışılan baklava için Ankara ve Bakü'nün güçlerini birleştirmesi, söz konusu anlaşmazlığa kalıcı bir çözüm getirmeyi amaçlıyor. Ortak hareketin arkasındaki temel argüman, tatlının tek bir coğrafyaya ait olmayıp Türk-Azeri kültür alanının ortak mirasını teşkil etmesidir. Başvuru dosyasında, baklavanın geniş coğrafi ve kültürel yaygınlığı belgelenerek, lezzetin her iki ülke için de tarihi önemi vurgulanmıştır.
Kültür çevrelerinde yapılan değerlendirmeler, iki ülkenin sunacağı güçlü kanıtlar sayesinde UNESCO onayının olumlu çıkabileceği yönündedir. Böyle bir karar alınması durumunda, Yunanistan'ın sahiplenme iddialarının zayıflaması bekleniyor. Aynı zamanda baklavanın Türk-Azeri coğrafyasıyla bağlantılı olması uluslararası düzeyde resmileştirilecektir.
Gaziantep Baklavası geçmişte benzer başarı elde etmiştir. 2013 yılında söz konusu tatlı, Avrupa Birliği'nden Coğrafi İşaret (PGI) sertifikasyonu alarak AB sınırları içinde resmiyet kazanan ilk Türk ürünü olmuştur. Bu tür uluslararası tanınanmalar, geleneksel üretim yöntemleri ve bölgesel özgünlüğün korunması açısından önem taşımaktadır.
Gastronomi tarihçileri, baklavanın günümüz biçimini Osmanlı saray mutfağında aldığı konusunda görüş birliğine sahiptir. Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren sarayın mutfak defterlerine baklavanın kaydedildiği belgelenmiştir. Osmanlı imparatorluğunun merkezinde şekillenmiş bu tatlı, saray merasimlerinde belirgin bir konum işgal etmiştir.
Ramazan aylarında padişahın Yeniçeri Ocağı'na baklava gönderilen "baklava alayı" geleneği, tatlının devlet hiyerarşisindeki yerini açıkça göstermektedir. Bu uygulamadan yola çıkılarak, baklavanın salt bir mutfak ürünü değil, aynı zamanda siyasi ve askerî protokolün parçası olduğu anlaşılabilir. İstanbul'daki asırlık işletmelerden Gaziantep'e kadar geniş bir coğrafyada bu geleneğin devamlılığı sağlanmıştır.
Yunanistan, kendi iddialarını farklı temeller üzerine kurmuştur. Ege adalarında geçmiş dönemlerde bal, ceviz ve ince hamur kullanılarak yapılan tatlıları referans göstererek, baklavaya benzer ürünlerin Bizans geleneğine dayandığını savunmaktadır. Bu kültürlere ait işletmeler, menülerinde söz konusu ürünü "Greekbaklava" veya "Greek pastry" adlarıyla sunmaya devam etmektedir.
Ankara ve Bakü'nün yürüttüğü bu UNESCO operasyonunun, gastronomi dünyasındaki sınır tartışmalarına kalıcı bir çözüm getirmesi beklenmektedir. Ortak başvuru, iki ülkenin kültürel miraslarını ve tarihsel bağlarını pekiştirecek sembolik bir adım niteliğindedir. Söz konusu tescil kararı, baklavanın sadece bir lezzet olmanın ötesinde, Türk-Azeri medeniyetinin kimliğinin bir parçası olduğunu dünya ölçeğinde belgeleyecektir.
Komite Toplantısı'nın ardından alınacak karar, baklavaya ilişkin gelecek tartışmaların seyrini belirleyecektir. UNESCO tarafından onaylanması halinde, tatlının uluslararası hukuki ve kültürel koruması güçlenmiş olacaktır. Böylesi bir gelişme, benzer kültürel anlaşmazlıklara çözüm arayan diğer topluluklar için de önemli bir örnek teşkil edebilir. Başvurunun sonucu beklenirken, geleneksel baklava üretimi yapan ustalar ve işletmeler için bu müzakereyi yakından takip edecekleri öngörülmektedir.




